YAZILARIM

Beka Beka Meselesi!



En çok duyduğumuz sözlerden biridir bu,

Hem de tarih boyunca, defalarca.

Kılıç kından, ip çuvaldan, mermi namludan çıkar ve hep bu sihirli sözcüğe dayanır olaylar.

Bu sihir olmadan sanki yürümez dünya.

Anımsadık değil mi bu sihirli sözleri?

“Devletin ve milletin bekası…”

İçini nasıl doldurursan doldur, hepsini, her şeyi alır.

Hiç işitmedim bu sözlerden sonra “Madem öyle, ben yokum” diyeni

Fakat biliyorum bu söze dayanıp alınan sayısız kardeş nefesini.

Diyeceğim o dur ki: “Evet, bir beka var, bu toprakları yurt edinen bizler için; uzmanlar da belirtiyor her seferinde” ki bu, gerçek bir beka:

“Bu topraklara bizim, diyerek sahip çıkmak, değişen iklimlerin yaratacağı olumsuz koşullara karşı hem bugün hem de yarın için önlemler almak.

Bu gidişat ve yaşam tarzı; sağlıklı ve sürdürülebilir değil, diyen kişilerin sözlerine kulak vermek”

“Nerede o eski karlar, kışlar?” diye başlamıyor mu birçok konuşma; çok uzak değil, hepimizin belleğinde, kürekleri geceden evin içine, kapı arkasına aldığımız zamanlar.

Ne oldu peki o karlara, kışlara? Hiç sorduk mu, kendimize?

Ne oldu da değişti iklimler; karlar yağmaz, dereler akmaz oldu?

Mahallede, kahvede, köyde bucakta, kentte kasabada siyasetten, futbola, coğrafyadan, uluslararası komplolara, aile soyağaçlarından, ekonomiye kadar her konunun uzmanı her bir şeyi dibine, köküne, sapına kadar bilen “derin” kişiler ne diyor bu konuda?

Söyleyeyim: “Tık yok!”

Var mı yüksek sesle dile getiren? “Ağacı kestik, suyu zehirledik, havayı kirlettik, denizin dibini kuruttuk, bu yüzdendir başımıza gelen tüm bu felaketler”

Trakya’nın şah damarı Ergene nehrini zehre çevirmişsin, daha ne yapacaksın? Doğduğu yer de bittiği yer de kendi topraklarımızda, tıpkı Marmara Denizi gibi; iç nehir, iç deniz.

İçimize ettik yıllar boyu, el birliğiyle.

Yeni model bir arabanın, telefonun ya da konforun peşinden giderken kapattık gözlerimizi etrafa.

Destanlar içinde bize aktarılan kök tarihimize baktığımızda Orta-Asya bozkırlarındaki iklim değişikliğinden dolayı göç ettiğimiz olgusu çıkar karşımıza, iklimler değişmiş, bereketli otlaklar kurumuş ve orada yaşayanlar göç etmek zorunda kalmışlar, göç edecek yer bulmuşlar o devirlerde.

Artık böyle bir göç olası değil, gidecek başka bir yer de yok, son durak burası, çağlar, devirler değişti.

Zaman akıp gitti fakat zihnimizin bir parçasında bulunan ve göçebelikten gelen genetik kodlarımız direnişini sürdürüyor.

Hala bu topraklara göçüp gideceğimiz ve bize ait olmayan yerler diye bakıyor; kesiyor, yakıyor, bozuyor, kurutuyoruz. (!)

Şöyle diyebilir miyiz örneğin?

Vatanımı seviyorum, ağaçlarını kesiyor, meralarını yok ediyorum; vatanımı seviyorum, nehirlerini zehir yatağına çeviriyor, derelerini, sulak alanlarını kurutuyorum; vatanımı seviyorum, havasını da, suyunu da, toprağını da kirletiyorum; vatanımı seviyorum, denizin dibindeki balığın yavrusuna bile göz koyuyorum; vatanımı seviyorum, en güzel coğrafyaların göbeğine petrol tesisleri, FSRU iskeleleri kuruyorum; vatanımı seviyorum, çerimi çöpümü boş bulduğum yere atıyor ve bundan zerre gocunmuyorum; vatanımı seviyorum ama plansız programsız her yeri betona boğuyor, yaşanmaz kılıyorum.

Diyemeyiz değil mi? çünkü bunlar vatan, millet sevgisi; yurt, toprak aşkıyla bağdaşmaz.

Ama biz yine de seviyoruz ve sevelim; mangalda kül bırakmayalım severken, her kapıyı bu sözlerle açalım ve hatta severken öldürelim bile, yeter ki sevelim ve hatta sevilelim dünya kimseye kalmaz diyerek çocukların torunların geleceğini betona, zehre boğalım (!)

Bu topraklar vatanını seven, bu coğrafyada havasıyla, yer altı ve yer üstü suyuyla, ormanıyla, doğal yaşamıyla, deniziyle, nehriyle, yaban hayatıyla dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde yaşamak isteyen kişilerin üzerinde yükselecektir.

Bu mücadele onun mücadelesidir.

Planlı, dengeli, sürdürülebilir, doğaya ve coğrafyaya saygılı bir gelecek kurmak bu topraklarda yaşayan ve yaşayacak olan herkesin gerçek beka sorunudur.

Aradığımız “Devletin ve milletin bekası budur”

(Yazı başlığında Cem Karaca’nın 1999 yılında çıkarmış olduğu “Bindik Bi Alamete, Gideyoz Gıyamete” adlı parçasında geçen “Tütün, Tütün Meselesi” sözlerinden esinlenilmiştir. Bu vesileyle parçayı Youtube’dan izleyip sanatçıyı yad edebilirsiniz)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir