2

Yola çıkmıştık; öyle ki, çıktığımız yoldan bile çıkmıştık.

Yoldan çıkıp patikaların arasında yol ararken ağaçların, otların, dikenlerin, dizilişi, dağılışı ve parlaklığı ile yakınlarda bir su kaynağının varlığı belli oluyordu.

Tekerlerimiz bir anda tozlu, topraklı, dikenli, çiçekli bir patikadan iniverdi aşağı.

Siz bunun adına ne dersiniz bilemiyorum ama bu bizim keşif turlarının doğal çekim yasası gibiydi. Sadece patikaları keşfetmiyor, o patikalara gizlenmiş türlü çeşit öyküleri de keşfediyorduk.

Çevreye meraklı gözlerle bakarken karşı kıyıda bir hareket belirdi.

Anlaşılan yalnız değildik. Havuz içinde, adeta “Buraları benden sorulur, mekanıma hoşgeldiniz ama niyetinizi bilemiyorum” dercesine bir sağa bir sola gidip gelen sevimli bir karabatak vardı.

Havanın sıcaklığından mı yoksa bizden saklanmak için mi bilemediğimiz bir şekilde dalıverdi suya ve çıktı diğer uçtan, sonra yine geldiği yere doğru yaptı aynı hareketi.

Aramızdaki sesler bir anda kesilmişti. Öylece izliyorduk hareketlerini. O da kötü niyetli olmadığımızı anlamış olmalı ki kıyıya çıkıp kendini sere serpe bize gösterdi.

Kanatlarını ileri geri açarak ortamın sessizliğini bozdu.
Her bir kanat vuruşu sıcak havayı bahar meltemine çeviren bir yelpaze gibi yüzümüze çarpıyordu.

Kanat hareketleri bittiğinde öylece kala kaldı. Sanki bizi kucaklamak istiyordu ya da biz kendimizce öyle bir anlam verdik.

Karşılıksız bırakmadık onu mekânında, karşı kıyıdan açtık kollarımızı biz de, selam verdik, kucaklaştık bir anda.

Hepimiz bu toprağın canlılarıydık sonuçta.

Geldiğimiz gibi sessizce ayrıldık suyun başından.

Şimdi ne zaman sıcaktan bunalsak, o kanat çırpışların yarattığı bahar meltemi ile serinlediğimiz geliyor aklımıza.

(Phalacrocorax carbo)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir