|
YAYLA YOLLARINDA Tan yeri ağarırken ihtiyar bir nine titrek sesiyle kıvrak bir yayla türküsü okumaya başlar: Hey... hey... Kocakarı sesini kesince bir delikanlı gür sesiyle obanın gürültülü nefesini durdurmak istiyormuş gibi seslenir: Suya gider; kail olmaz anası, Katarın arkasındaki inatçı ve ürkek hayvanları güde güde gelen bir yaşlı ağa eski günlerini düşünerek ürperir ve durmadan okur: Yedeğinde bir tülüce Beserek
Katar başı güzel kız eliyle ağzını örterek kıs kıs gülerken tatlı sesli bir gelin, kafilenin içindeki gelinlerin de değerini göstermeye başlar: Altın kirmenini almış eline, Dağların bahar kokuları artık delikanlıları sarhoş etmiştir. Bunlardan biri: Obasının önü yüksek yazılı, Bir ihtiyar nine katarın şenliğini getirmek için: Aşar aşar gider yaylanın barı, Bunu dinleyen bir ihtiyar ağa da: Yayla yollarında göç kater
kater, Bu sırada nişanlı kızlardan biri utana utana okumaya başlar: Varayım da urumun iline, Kızın bu koşması yanık sesli bir delikanlıyı coşturur: Çıkmadım yükseğine kar deyu, İkinci bir delikanlı nişanlısını kaybetmiş; sık ormanlar içinde ararken: Yüce dağ başında yatmış uyumuş, Kız nişanlısının sesine bir çam ağacının koyu gölgesinden şu cevabı verir: İndim enginlere atın bağladım, Nişanlısını arayan delikanlı tekrar başlar: İndim derelere taş bulamadım, Şimdi; oba göçünün başında yürüyen omuzu çifteli bir yiğit başlıyor: Bir ateşçik yanar dostun
bağında, Dağların arkasında bir ardıç ağacının altında evvelce göçmüş yabancı bir obanın yiğit bir delikanlısı geriden gelecek olan nişanlısını beklerken geçen katarın güzel "katarbaşı"sına söz atar: Yaktı beni şu güzelin bakışı, Kimsesiz delikanlı yürüyen obadan cevap alamayınca bir taş atayım der: Mürde Karacaoğlan, mürde, Bütün gün giden katar akşamüzeri konak yerini bulur, oba ağasının buyruğuyla yükler çözülür, çadırlar çatılır, ocaklar yanar, davar sağılır, oğlaklar yayılır, gün kavuşur, ay zülüflerini ışıldatır. Obanın ihtiyar ağası kahvesini içer, çocuklar mehtabın altında çimenlerin üstünde keklik gibi seker, gelinler, kızlar pınardan tuluklarla soğuk su getirir, yaşlı kadınlar yufka açar, koca karılar emir verir, ihtiyarlar lülelerinden kıvrım kıvrım çıkan dumanlar arasında türküler okur: Hey yaylam hey... İşte yaylaya göçme adetleri bu kadar canlı ve bu kadar heyecanlıdır. Göç dönüşü çok parlak olmaz. Gidişte sarı ve solgun olan çehreler dönüşte al al olur. Tekler çiftleşir. Çocukların ve davarların çoğaldığı görülür. Dönüşte her şey büyümüş ve çoğalmış, aşirette güç kuvvet artmıştır. Göç dönüşünde ayaklar inişlere doğru istemeye istemeye yürür. Güz yellerinin sert sesleri kulakları çınlatır, rüzgar oymakları çimdikler, gelin ve kızların yanaklarını pembeleştirir. Her obalının gözü arkada yaylasında kalır; orada geçen hatıralar işte bu kadar canlı olur. |