| |
KEŞAN'IN TARİHÇESİ
(Aşağıdaki yazı Araştırmacı-Gazeteci
rahmetli Tevfik IŞIK'ın 1998 tarihli "Keşan Tarihi ve Keşan'da İz
Bırakanlar" adlı kitabından alınmıştır. Kendisini rahmet, şükran ve saygıyla
anıyoruz)
İlçemiz Keşan, çok eski bir
yerleşim yeri olmasına rağmen, Keşan ismi ile anılmaya Osmanlılar' dan sonra
başlamıştır. Zira, mevcut bilgi ve kaynaklar bu ismin şehrimize Osmanlılar
tarafından verildiğini göstermektedir. "Keşan adı nereden geliyor" sorusuna
cevap vermeden önce kelime anlamı üzerinde durmak yerinde olacaktır. Keşan
kelimesi Farsça bir kelime olup, Keş kelime kökünden türemiştir. Keş
kelimesi sözcükte, çekmek olarak tanımlanıyor. Sonuna gelen -an- eki
kelimeye çoğul anlamı katarak, çekenler anlamı vermektedir, örnekleyecek
olursak: Cefakeş: cefa çeken Dilkeş: Gönül çeken Keşan Keşan: çeke çeke,
sürükleyerek götürme, şeklinde örnekleyebiliriz. Anadolu'da halk arasında,
işlev aynı olmak üzere, değişik nesnelere de bu ismin verildiğini
görmekteyiz. Bazı yörelerde atların tüm deri koşumlarına keşan denmektedir.
Ayrıca Keşan ismiyle, komşumuz İran'da iç kısımlarda bir şehir
bulunmaktadır.
İlçemizin antik çağlardaki adı, pek çok kaynakta geçtiği gibi, "Zerlanis"
dir. Bölgeye M.Ö. 30 yy'dan itibaren gelmeye başlayan NUVİLER'in bu ismi
verdikleri en eski kaynaklardan anlaşılmaktadır. Zorlanis ismi Roma
döneminde de kullanılmıştır.
Kent 1359 tarihinde Osmanlılar tarafından fethedildikten sonra, buraya
Anadolu'dan göçmen getirtip, yerleştirildi. "GACAL" tabir edilen eski
yerlilerin bunların torunları olduğu söylenir. Trakya'nın güneyine yoğun
olarak yerleştirilen bu Yörüklere "TOPKEŞAN" Yörükleri deniliyordu. Bunlar
yoğunluklu olarak ilçemizde toplandıkları için, şehir ismine de Topkeşan
denilmeye başlandı. Zamanla kısaltılarak, Keşan olarak söylenir oldu ve öyle
kaldı.
Tarihsel olarak bakıldığında, yörede ilk yerleşimin M.Ö. 1200 yıllarında
bölgeye gelen Traklarca gerçekleştirildiği sanılmaktadır. Büyük İskender'in
ölümünden sonra kurulan Trakya Krallığı içinde yer alan Keşan, daha sonra
Perslerin, Helenlerin, Roma ve Bizanslıların egemenliğinde yaşadı. Trakya
Krallığının başkenti Enez'in vakıf köyü yakınlarındaki "Lizimimakya" idi. 2.
Trak Devletinin başkenti "Bizye" (Vize) oldu. M.S. 1. yüzyılda Doğu Trakya,
Roma Donanmasının üssü olan "PERİNTOS" (Marmara Ereğlisi) de oturan bir Roma
Valisi tarafından yönetiliyordu. Keşan, Büyük Roma İmparatorluğu zamanında "VİVA
EGNATA YOLU"(Egnata şehri yolu) üzerinde, küçük bir mola ve konaklama
kasabasıydı.
Bölgede en çok Trakların bir kolu olan "ODRİSLER" in etkisi olmuştur.
Edirne'yi kuran Odrislerdir. Başkentleri "KYPSELA" (İpsala) idi.1354 yılında
meydana gelen depremde, önemli ölçüde yıkıma uğrayan Keşan'ın nüfusu da
azalmıştı. İlk kez Gazi Süleyman Paşa zamanında Osmanlı yönetimine girdi.
Fatih Sultan Mehmet devrinde Keşan'ın yönetimi, "HAS" olarak yönetimi
Hersekzade Ahmet Paşa'ya verilmiştir. 1829 ve 1877'de iki kez Ruslarca işgal
edildi. 20. yüzyıl başlarında önce Bulgarların, sonra Yunanlıların
saldırısına uğrayan Keşan 19 Kasım 1922'de işgalden kuntuldu ve özgürlüğüne
kavuştu.
1310 Edirne yıllığına göre, 19 yüzyılda 10427 olan nüfusun 2140 kadarı
Türktü. 1877 Türk - Rus savaşlarından sonra ilçe olmuştur. Gelibolu Livasına
(Sancak) bağlı idi. İlçede Tasavvufçu Şeyh Süleyman Zati ve Rüstem Babanın
türbeleri ile Hersekzade Ahmet Paşa camii vardır.
ÖNEMLİ OLAYLARIYLA KEŞAN TARİHİ
KEŞAN'DA TARİH ÖNCESİ
Bir memleketin tarihi, orada yazının ilk defa kullanılmasıyla başlar. Bir
ülkede insan yaşamaya başlayışı ile yazı kullanılmaya başlayışı arasında
geçen çok uzun süreye "tarihi öncesi" diyoruz. Doğu Trakya ve ilçemiz, M.Ö.
10. yy'dan önce, insan bakımından boştu. Keşan dolaylarına da gelen ilk
insanların Batı Anadolu kıyılarından göç etmiş Orta Asyalı "Luviler" olduğu
bilinmektedir. Luji Türkleri, Orta Anadolu'da medeniyet kurmuş ÖnEtilerle
akrabaydılar. Doğu Trakya'ya M.Ö. 40'ıncı yüzyılda geldi ve cilalı taş devri
medeniyetini getirdiler. Keşan'ın bilinen en eski adı olan "Zorlanis", Luji
diline ait kelimelerdendi. İlçemizin merkezi, herhalde küçük bir çiftçi ve
çoban köyü olarak, ilk defa Luvi Türkleri tarafından kurulmuştur. Zorlanis
ismi, Doğu Trakya'ya Büyük Roma İmparatorluğu egemen olduğu zamanlarda bile
kullanılmaktaydı.
İLÇEMİZDE İLKÇAĞ:
M.Ö. 20. yüzyıldan itibaren Orta Asyalı Traklar, Karadeniz kuzeyinden ve
Tuna üzerinden gelerek ilçemizde de yerleşmeye başladılar. M.Ö. 12. yızyıla
kadarki 8 yüzyıl boyunca yeni yeni Trak boyları geldi. Doğu Trakya'ya
yerleşti. Balkan yarımadasının çok yeri onlarla doldu. Traklar, Balkan
yarımadasına maden devri medeniyetini getirdiler. Onlardan kalma paralar,
Trakların yazı bilip kullandıklarını göstermektedir. Demek ki ilçemizde
ilkçağ, Trak Türklerinin gelip yerleşmesiyle başlamıştır. Keşan ilçesinde
yaşayan Traklar, Türk ulusunun kollarından biri olan Trak ulusunun Odris
budununa (kavmine) bağlı boylar (kabileler) halindeydi.Meriç havzasının orta
ve aşağı bölümlerinde yerleşmişlerdi. İlçede en yoğun olarak bulundukları
kısım, Korudağ batısındaki yayla idi.
Pers İmparatoru I. DARYÜS (BÜYÜK DARA), M.Ö. ö.'ıncı yüzyıl sonlarında,
ilçenin bulunduğu yeri de imparatorluğuna ekledi. İlçemiz, Doğu Trakya'yı
kaplayan Pers Satraplığı (askeri valiliği) nın bir bölümü oldu. Daryüs'ün
yerine geçen oğlu I. KSERKSES (BÜYÜK SERHAS), M.Ö. 5'nci yüzyılda
Yunanistan'a sefer yaptı. Bu sefer sırasında Pers (İranlı) ordusu ilçemiz
güney kısmından da geçip ilerledi. İlçemizde savaşamadılar.
Traklar, Pers İmparatorluğunun zayıflama döneminde aralarında birleşip isyan
ettiler. "TREZ" adlı boy beyi başkanlığında Birini Trak Devletini kurdular.
İlçemiz, başkenti KYPSELA (İPSALA) olan bu Tür devletinin sınırları içinde
yer aldı.
Odris budunundan Trakların birlik ve beraberliği, kral SEVTES zamanında
bozuldu. Düşman tehlikesi ve egemenliği uzaklaştığında Trak boylan, gene
başına buyruk yaşamak istemişlerdi. Birinci Trak Devleti, düşman saldırısına
uğramadan parçalandı. Traklar hiç bir düşman ordusu saldırısına
uğramamışlardı ama Makedon kralı FİLİP, Trak boy başkanlarının arasını
açmayı başarmıştı. Böylece, ilkçağın pek savaşçı ulusu olan Trakları,
kolayca egemenliği altına aldı.
Filip'in oğlu BÜYÜK İSKENDER zamanında Makedon egemenliği sürüp gitti.
İlçemiz, Büyük İskender'in kurduğu çok büyük imparatorluğun içinde kaldı.
Büyük İskender ölünce, Elenizm Devri krallıklarından "TRAKYA KRALLIĞI"
içinde yer aldı. Başkenti Sarıöz körfezi kıyılarında olduğu bildirilen bu
devleti, Büyük İskender'in generallerinden LİZİMAKHOS kurmuştu. Keşan'ın
Yayla ve Enez'in Vakıf köyleri yakınlarında olması mümkün başkentinin adı
LİZİMAKYA idi.Lizimakhos, Trakya Devletinin sınırlarını Toros dağlarına
kadar genişletti. İskender'in generallerinden PHOLEME'nin oğlu KRAVNOS,
Lizimakya ya gelip, Lizimakhos'u hançerleyip öldürdü. M.Ö. 280 yılında
işlenen bu cinayetin sebebi, Lizimakhos'un Kravnos'a verdiği askeri yardım
sözünü tutmamış olmasıydı. Kravnos, Mısır'da egemenlik kurmak istiyordu.
Kravnos Makedonya'ya gidip krallık tahtına oturdu ve Doğu Trakya'nın
zamanını da Makedonya Krallığına kattı. Traklar, Makedon egemenliğinin
zayıfladığını hissedince aralarında tekrar birlik sağlayıp İkinci Trak
Devletini kurdular. Bu devletin başkenti BİZYE(VİZE) şehriydi. Balkan
yarımadası Büyük Roma İmparatorluğunun egemenliği altına girmekteydi.
Romalılar, cenkçiliğiyle ünlü Traklara saldırmayı sakıncalı buldu ve onlara
karşı sahte dostluk siyaseti güttüler. İç işlerine karışıp Trak Beylerinin
arasını açmaya uğraştılar. Traklar bu hileyi sezip Anadolu'nun Doğu
Karadeniz bölümündeki PONTUS Krallığının hükümdarı VI. MİTRİDAT (EVPATOR)'la
anlaşma yaptılar. Böylece, siyasi zekaya da sahip olduklarını gösterdiler.
Mitridat komutasındaki ordu, Romalı komutan SULLA'nın komutasındaki orduyla
M.Ö. I.'nci yüzyılda savaştı. Üstünlüğü Romalılar sağladığından İkinci Trak
Devleti yıkıldı ve Doğu Trakya Büyük Roma İmparatorluğunun illerinden biri
haline geldi. M.S. I.'nci yüzyılda Doğu Trakya, vilayet merkezi ve bir Roma
donanmasının üssü olan PERİNTHOS (MARMARA EREGLİSİ) şehrinde oturan vali
tarafından yönetiliyordu.
Keşan. Büyük Roma İmparatorluğu zamanında VİA EGNATYA YOLU (EGNATYA ŞEHRİ
YOLU) üzerinde küçük mola ve konaklama kasabasıydı. Bu yolun Enez'e ulaşan
bir kolu da Zorlanis adını taşımaya devam eden kasabadan ayrılmaktaydı. Ünlü
gezgin Evliya Çelebi'ye göre Büyük İskender'in yaptığı bir kaleye de sahip
bulunuyordu
KEŞAN'DA ORTAÇAĞ:
Büyük Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye bölününce ilçemiz, Doğu Roma
İmparatorluğu sınırları içinde kaldı. Doğu Trakya'da yaşayan Trak
Türklerinden bazıları, bu imparatorlukta zamanla meydana "kültür değişmesi"
yüzünden Helenleşti (diğer bir deyişle Rumlaştı). Bazıları ise Arnavutluk'a
göç ettiler. Arnavutluğa yerleşenler, dillerin özelliklerini epey korudular.
Dil bilginleri, Arnavutçanın eski Trak dilinin değişikliğe az uğramış bir
sekili olduğunun belirtirler. Doğu Roma İmparatorluğu, Latin kültürünün
etkisinden ayrılıp Elen kültürü etkisine girince adı Bizans İmparatorluğu
oldu.
ORTAÇAĞ'DA BİZANSLILAR ZAMANI
Bizans İmparatorlarından I. ALEXUS (ALEKSİ KOMNEN) H'nci yüzyıl sonlarında,
on yıl süreyle, Peçenek Türklerini yenmeye uğraştı. Bizanslılar askerleriyle
birlikte Keşan kalesine sığındı. "Russiyyon kalesi" denen bu kaleden çıkıp
Çorlu Kalesine ulaştı ve İstanbul yolunu Peçeneklere kapamayı başardı.
Peçenek Türkleri, Bizanslılara karşı, Anadoluda'ki Selçuk Türkleriyle
anlaştılar. İzmir Beyi Çaka. onları Çanakkale boğazını tutmaya teşvik etti.
(heveslendirdi). Bunun üzerine Peçenekler Gelibolu'ya kadar ilerlediler.
Karayollarından faydalanamayan Bizanslılar Aleksi Komnen yönetimindeki bir
donanmayla Enez limanına geldiler. Peçenekler, Meriç nehri boylarında Çaka
Bey'in göndereceği askeri yardımı beklediler. Bekleyiş üç gün sürdü. Böylece
Bizanslılar onlar müttefiksiz iken saldırma fırsatını kaçırdılar.
Bizanslıların kandırdığı Kuman Türkleri, 40 000 kişilik bir ordu ile
Bizanslıların yardımına geldiler. Peçenekler kıyıdan gelen Bizans ve Kuman
orduları arasında kalıp yenildiler. Meriç nehri dolaylarındaki düzlüklerden
birinde bulunan LEBUNİON adlı yerde kılıçtan geçirdiler. Bizanslılar, 29
Nisan 1091 tarihinde kazandıkları bu zaferi uzun yıllar büyük törenlerle
kutlamışlardır. Bu meydan savaşında öldürülmeyen Peçenekler Bizans'a 12 yy
başlarında bir akın daha yapmış fakat şehri ele geçiremeyip dönmüşler,
Macarlara karışarak tarihten silinmişlerdir.
İlçenin dirlik düzenliği de, Bizans İmparatorluğunun zayıflama döneminde çok
bozuldu. 14.yy PALEOLOGOS soyundan V. İOANNİS (5'inci YUVANNİS) ile
KANTAKUZİNOS soyundan VI. İOANNİS (6'ıncı YUVANNİS) Bizans imparatorluk
tahtı için mücadeleye giriştiler. 5'inci Yuvannis'i Bulgarlar, 6'ıncı
Yuvannis'i Sırplar destekliyordu.
Edirne Şehir Meclisi, Dimetoka'ya imparatorluğunu ilan eden 6'ıncı Yuvannis
(Kantakuzinos)'i mi, İstanbul'daki tahta oturtan 5'inci Yuvannis (Paleologos)'i
mi, tutacaklarına.dair karar vermek üzere toplandı. Toplantıda şehrin ileri
gelenlerinin temsilcileriyle orta halli ve fakir halkın temsilcileri
arasında bir kavga çıktı. Meclisteki kavga şehre yayılınca yağmalama ve
öldürme olayları başladı. Anlaşmazlık bütün Doğu Trakya'ya yayıldı ve her
yerde siyasal cinayetler işlerdi, hali vakti yerinde olanların mal ve
canları için güvenlik kalmadı. Çıkmış kavgalar, 5'nci ve 6'ıncı Yuvannis
taraftarlarının uzun süre birbirlerini öldürmelerine yol açtı. Aynı yüzyıl
ortalarında 1354 yılında şiddetli depremler, su baskınları şeklinde doğal
afetlerde baş gösterdi. Bu sebeplerle Doğu Trakya, nüfusunun 1/4'ünü
kaybetti. Sağ kalan halk, Doğu Trakya'nın kuzeydeki dağlık kısımlarına doğru
göç etti. Düzlük yerlerdeki köy, kasaba ve şehirlerin çoğu pek tenhalaştı.
ORTAÇAĞDA OSMANLILAR ZAMANI:
İlçemiz Osmanlı Türkleri tarafından iki defa fethedildi. Birincisinde Gazi
Süleyman Paşa'nın emriyle Hacı İlbeyi'nin yardımcısı olan komutan Gazi
Evrenuz Bey emrindeki kuvvetler Keşan'ı aldılar. Gazi Süleyman Paşa, 1359
yılında at üstünde avlanırken, çok hızlı koşan atın ayağının bir oyuğa girip
kapaklanmasıyla düşerek öldü. Bu olay üzerine fetihler durdu. Bizanslılar bu
duraklamadan faydalanıp Keşan'ı da geri alarak Gelibolu yarımadasına kadar
sokuldular. Bu sırada birliklerimizden birine "Tirkeş" (okluk) adı verilen
bir yerde baskın verip erlerimizi şehit ettiler. Bu olayın ilçemiz
Kılıçköy'ü yanında geçtiği ve oradaki şehitliğin o zamandan kalma olduğu
söylenir.
Keşan'ın ikinci defa ve asıl fethedilişi, padişah I. MURAT (HÜDAVENDİGAR)
zamanındadır. Ağabeyinin ölümünden sonra Rumeli fetih işlerini ele alan I.
MURAT, Osmanlı ordusunu üç bölüme ayırdı. Ordunun başkomutanı LALA ŞAHİN
PAŞA'ydı. Sağ taraf kuvvetleri doğuya, ortadaki kuvvetler kuzeye doğru
ilerleyecekti. Hacı İlbeyi komutasındaki sol taraf kuvvetleriyse Meriç nehri
vadisine paralel olarak ilerleyip diğer kuvvetlerin batıdan gelebilecek Sırp
saldırısına karşı güvenliğini sağlayacaktı. Keşan'ı bu sol kanat
kuvvetlerine bağlı bir birliğin komutanı olan Gazi Evrenuz Bey, ikinci defa
fethetti. Seydiköy'de yatan Seyyit AHMET de, bu kuvvetlere bağlı birlik
komutanlarındandı. İlk fetihle de bulunduğu, Gazi Süleyman Paşa'nın
Seydiköy'e ona misafir gelip oralarda avlandığına dair bilgilerden
anlaşılmaktadır. Şükrüköy ve Mahmutköy'ün adları, Seyit Ahmet'in oğullarının
adlarından alınmadır. İkinci fetih 1362 yılına, Edirne'nin fethinden az
önceye rastlar.
Fetihten sonra ilçemize de Anadolu'dan göçmenler getirilip yerleştirildi.
Göçmenlerin "gacal" sıfatıyla andıkları eski yerliler, bu göçmenlerin
torunlarıdır. Trakya'nın güney kısımlarına yoğun olarak yerleşen TOPKEŞAN
YÜRÜKLERİ, Keşan ilçesinde de bulunuyorlardı. Topkeşan Yürükleri, ailece,
askeri bir teşkilata bağlıydılar. Vergi vermezler fakat nakliyeci sınıfının
görevini yaparlardı. İlçenin adının bu Yürük Türklerinden (göçebe
Oğuzlardan) geldiği anlaşılmaktadır. Padişan II. Süleyman'ın Keşan kadısına
gönderdiği bir fermanda, Keşan ilçesindeki Yürüklerin bir görev icabı
Gelibolu yarımadasına gönderilmesi emredilmektedir. Yürük ve Evlad-i Fatihan
denen yardımcı örgütler, Padişah II. Mahmut tarafından düzenli ve devamlı
ordu örgütü kuruluncaya kadar yaşatılmıştır.
KEŞANIMIZDA YENİÇAĞ:
Fatih Sultan Mehmet zamanında Keşan, Hersekzade Ahmet Paşa'nın hassı idi.
Hersekzade Ahmet Paşa, Hersek hükümdarı DUKA KOSOVİÇ'in oğlundan en küçüğü
olan İSTEFAN KOSOVİÇ'tir. Fatih Sultan Mehmet'e rehine olarak (barış
garantisi olarak) verilmiş ve sarayın Enderun adlı okulunda öğrenim
görmüştür. İç karışıklıklarından sonra Hersek de alınınca kendiliğinden
müslüman olup "AHMET" adını almıştır. Babası, karışıklıklardan önce ölmüş ve
ülkesinde taht kavgası çıkmış bulunuyordu. Müslüman-Türk eğitimi aldığından
tamamen Türkçeleşmişti. Fatih zamanında devlet hizmetine girip II. Beyazıt
ve Yavuz Selim zamanlarında tekrar tekrar sadrazamlık ve amirallik etti.
Anadolu beylerbeyi iken, II. Beyazıt'ın tahta çıkmasını sağladı, Sultan Cem
kuvvetlerinin yenilenmesinde rol oynadı. Keşan'ın bazı sokaklarında adları
verilmiş olan ALİŞAH, HEKİMBAŞI, ABDÜLHAK MOLLA, ÇOKOĞLU adlı şahsiyetler
onun yardımcısı olan kişilerdi. İlçe merkezindeki kubbesi kurşunlu ve tek
minareli camii Hersekzade Ahmet Paşa yaptırdı. Yıkılmış medrese ve bedesten
ile cami yanındaki hamamın da onun tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Bu
eserler yapılmazdan önce Keşan kasabası, daha aşağılarda, Keşan ovasının
bazen su baskınına uğrayabilen bir kenarındaydı. Halk, yavaş yavaş, cami,
bedesten, medrese ve köşk yakınlarına evler yaptı. Böylelikle ilçe merkezi,
su baskınına uğramayan eteklere taşınmış oldu.
Keşan'a 17. yy sonlarında gelmiş ünlü gezginimiz Evliya Çelebi, Hersekzade
Ahmet Paşa caminin aydınlık ve güzel bir yapı olduğunu bildirilir. Keşan
kalesinin dörtgen şeklinde ama yıkık olduğunu yazar. Kaletepe'deki bu
kalenin gizli giriş çıkış tünellerinden birinin ağzı, Ortacamii mahallesi,
Hacıyeşil sokağındaki 3 numaralı küçük yapının arka duvarı yanında olduğu
bildirilmiştir. Geniş olan tünelin ağzının büyük bir taşla kapalı olduğu,
tünelde fazla ilerlemenin mümkün olmadığı söylenir. Bu kale ve tüneli,
Jüstinyen zamanında tamiri yapılan eski Roma eserlerinden olabilir.
Jüstinyen zamanında Bizanslılar tarafından yeniden yapılmış kalelerden
olması ihtimali azdır. Çünkü Evliya Çelebi Keşan kalesinin çok eski, belki
Büyük İskender zamanından kalma olduğunu yazmaktadır.
Keşan şehrinin en önemli mimarlık eseri olan Hersekzade Ahmet Paşa camiinin
avlusunda, Paşa'nın 935 (1528) yılında ölmüş bir kızının kabri vardır.
Şehrin diğer camileri yeniden yapılırcasına esastan tamir görmüşler der ve
tarihi olma nitelikleri kaybolmuştur, ispat (Espat: torunlar) camii, Balkan
Savaşından beri harabe durumdayken iş adamlarından merhum Bekir Vardalı
tarafından yeni baştan yaptırılmıştır. Mescit denebilecek küçük bir camidir.
Hacı Mehmet Ağa'nın yaptırdığı Yeni cami (Cami-i cedit) de Cumhuriyet
devrinde birkaç kere büyük tamir görmüştür. Sonuncu onarımını merhum işadamı
İbrahim Gümülcüneli yaptırmıştır. Bu da tarihi eser sayılmayacak kadar yeni
görünüşlüdür. Behram Paşa'nın ya da Bayram Bey'in yaptırdığı Orta Cami
(Cami-i esvat), kırmızı cami adıyla da anılırdı. Baklan savaşında Bulgarlar
tarafından yıkılıp ortadan kalkmıştır. Atatürk'ün İlkokulunun yeni yapılacak
binası için ayrılmış arsa üzerinde bulunuyordu.
Bu arsanın az batısında yer alan bakımsız eski hamam, yapıldığı devir, yapan
ve yaptıran bilinmeyen eski mimarlık eserlerimizdendir. Hersekzade Ahmet
Paşa camii avlusuna bitişik hamamın cami ile çağdaş ve onun vakfı olduğu
söylenir. II. Mahmut zamanının ünlü devlet adamı ve şairlerinden ünlü
Keçecizade İzzet Molla'nın sürgün olarak kaldığı Hacı Borozan Hanı, Hamit
Demir'in kahvehanesinin ve onun arkasındaki arsanın üzerindeydi. Bu yapıdan
da eser kalmamıştır. Yunan işgali dönemi sonunda seçkin Keşanlıların
tutuklanıp içinde bekletildikleri Ali Ağa hanı, Edime oteli olarak
kullanılmaktadır.
Eski Keşan - İbrice yolu üzerinde ve Mercan köyü yakınındaki üç adet taş
köprü de Osmanlı devri mimarlık eserlerindendir. Boyacı ve Çingene köprüleri
birer Koca köprü birkaç gözlüdür. Keşan ovasında Türkmen köyüne giden bir
yolda, tarihi Bayrambey köprüsü bulunur. Bu tarihi eserler ve kalıntılar
yabancı turist çekmek bakımından etkili değillerdir. Bakımlı hale
getirilirse yerli turizm bakımından önem kazanmaları belki mümkün olabilir.
Keşan folklorunun halk türküleriyle ilgili yönü, 1950 yılında gelmiş ünlü
folklorcu Muzaffer Sarısözen tarafından incelenmiştir. Radyolarımızda zaman
zaman okunan "Tut fidanı boyunca / Dut yemedim doyunca", "Bahçelerde börülce
/ Oynar gelin görümce" mısralarıyla başlayan türküler, merhum müezzin
Emrullah Gürses'ten derlenmiştir. Bazı mahalli türkülerde zevk inceliği yok,
zevksizlik vardır. Bunların güftelerinin milli zevklerimize ve eğitimimize
uygun hale getirilmesi gerekir.
Halk oyunlarımızdan "Kazibe"nin ilçemiz Mahmutköy'ünden "kabadayı" adıyla
anılan oyunun Kadıköy'ünden derlendiği söylenir. "Keşan karşılaması" adlı
bir halk oyunumuz da vardır. İlçemiz folklorunun diğer yönleri henüz
etnografya ve folklor bilgileri yöntemlerine uyularak incelenmemiştir.
İlçemiz manilerinden "Keşan" ismini de içeren bir tanesini örnek olarak
alabiliriz:
Şu Keşan'ın yolları
Karanfile kokuyor
Benim sevdiğim oğlan
Fakültede okuyor.
KEŞAN'DA YAKINÇAĞ:
II. Mahmut Zamanı:
Sadrazam Büyük Fuat Paşa'nın babası KEÇECİZADE İZZET MOLLA, İstanbul'da
Galata kadısı ve ünlü şairlerdendi. Devletin dış siyasetiyle ilgili
eleştirilerde bulunduğundan, padişah II. Mahmut'un emriyle Keşan'a sürgün
edildi. Hacı Borazan hanında oturduğu bir yıllık sürgün hayatı sırasında
"MİHNET KEŞAN" (Sıkıntı Çekenler) adlı manzum eserini yazdı. O zamanki
Keşanlılar onun bir saz şairi olduğunu sanmışlar ve "Sizin kültür göğünde
bir ay gibi olduğunu duyduk. Gönlümüz nağmelerini dinlemek ister!" deyip saz
çalarak şiir okumasını istemişlerdi. O ise, "Sesimiz biraz çirkin
çıktığından sazımızı İstanbul'da kırdılar!" cevabını vermişti. Sürülüşünden
bir yıl sonra affedildi eski görevine atandı. Gene eleştirilerde bulunduğu
için bu kere Sivas'a sürüldü ve orada öldü.
İki divanı bulunan İzzet Molla'nın bir de tasavvufi şiiri vardır. Dış
siyasette uzak görüşlü olduğunu olaylar doğrulamıştı: İzzet Molla, 1828 -
1829 Osmanlı - Rus savaşına girmenin hata olduğunu ve savaşın bizden yana
değil bize karşı sonuçlanacağını ileri sürmekteydi. Divan edebiyatı ile
Tanzimat edebiyatı arasında köprü niteliğinde olan eserler vermiştir.
Padişah II. Mahmut, 1828 - 1829 savaşından sonra, Doğu Trakya halkının
moralini yükseltmek için. İstanbul - Gelibolu - Keşan - Uzunköprü - Edirne
seyahatine çıkıp tekrar İstanbul'a döndü. Keşan -Uzunköprü yolunu beğenmeyip
onarılmasını emretti.
Bahsi geçen Türk - Rus savaşından sonra bütün Trakya gibi ilçemiz de birinci
Rus işgaline uğramıştı. II. Mahmut'un Yeniçeri Ocağını kaldırışını fırsat
bilen Ruslar, o yeni bir ordu kurmayı tam başarmazdan evvel, bahaneler
uydurarak arayı açıp saldırdılar. İlçemiz halkı, Ruslar ulaşmazdan, önce,
yerini yurdunu bırakıp İstanbul ve Anadolu'ya göç etmişti. Ruslar, hemen
hemen tamamen boşalmış köy ve kasabaları yakıp yıkarak ilerlediler. İşgalin
başlayışından bir ay sonra Edirne antlaşması imzalandı ve üç aya yakın bir
süre sonunda Ruslar memleketlerine döndüler: Askerlerinin çoğu hastalanan
Rus Generali GRAF DİBİÇ, Edirne'ye yaklaşan İŞKODRALI MUSTAFA PAŞA
ordusundan korkup hasta askerlerini yüzüstü bırakarak uzaklaşmıştı.
Edirneliler bu hasta Rus askerlerini memleket hastanesine yatırıp tedavi
ettirdiler. Ruslar, Edirne halkının bu insani davranışından tarih
kitaplarında övgü ile bahsetmişlerdir.
Bu işgalden sonra yurtlarına dönen Doğu Trakyalılar arasında, sefalet
yüzünden, veba hastalığı çıktı. 1832 yılında çıkan ve büyük nüfus kaybına
yol açan bu salgına halk, "Büyük Kıran" adını vermişti.
II. Abdülhamit Zamanı:
Doğu Trakya ve ilçemiz, 19. yüzyılın ikinci yarısında da bir Rus işgaline
uğradı. İkinci Rus işgali 1878 yılı ocak ayında başlayıp 1879 yılı mart
ayında bitti. Doğu Trakya'da 445 gün kalan Ruslar, yerli halkı Anadolu'ya
kaçmış memleketi benimsediler. Keşan'a onların "Rus köyü" anlamına gelmek
üzere "Rusiyon" adını verdikleri söylenir. Oysaki bu ad, Bizanslıların
verdiği bir addı. İlçeye Rus işgallerinden çok önce gelmiş olan ünlü gezgin
Evliya Çelebi de "Rusion" kelimesi yerine "Rusköy"ü kullanmaktadır. Rusların
kaçamayanları öldürdüğünü, yağmacılık ve yıkıcılık ettiğini bilmekteyiz.
İşgallerin başlangıcı sırasında Rus atlıları Enez'e kadar hızla uzanıp
geçtikleri yerleri ateşe vermişlerdi. Rodop dağlarında örgütlenen Kuman
Türklerinin torunları Pomak Türkleri ve diğer Türkler, Rus işgali sırasında
boş durmamışlar ve Ruslara büyük kayıplar verdirmişlerdi. Onları örnek alan
bazı Trakyalılar da çeteler kurup gerilla savaşı yapmışlardır.
İkinci Rus işgalinden sonra geri dönen halk arasında, barınaksızlık ve
sefalet yüzünden, bu defa, tifüs salgını çıktı. Bu hastalık da nüfus kaybı
verdirdi. Veba ve tifüs Rus askerleri arasında da çıkmış ve onları
yıldırmıştı.
V. Mehmet (Reşat) Zamanı:
20. yüzyılın birinci yarısında ilçemiz iki düşman işgali daha gördü.
Birincisi Bulgar işgalidir. 24 Ekim 1912 tarihinde Bulgarlar tarafından
kuşatılan Edirne, beş ay beş gün direnip açlık yüzünden teslim oldu. Keşan
da Bulgar işgaline uğradı. İşgal öncesinde Keşan'ın mülki amiri, "Karnik
Fikri" adında bir Ermeni yurttaşımızdı. Bulgarların yaklaşmakta olduğunu
öğrenince devlet memurlarını yanına alarak ilçeden uzaklaştı.
İlçenin Karasatı köyüne komşu köylerde oturan Rum yerliler, Karasatılı
Türklere bir oyun ettiler: Din ve mezhep birliği sebebiyle evlerinin Ruslar
tarafından aranmayacağını ileri sürdüler. Komşularının silahlarını saklamak
istediklerini bildirdiler. Karasatılılar onlara güvenip silahlarını emanet
ettiler. Bu Rumlar, Bulgarlar gelmezden önce Karasatı'ya baskın şeklinde
hücum ettiler. İlçe merkezine kaçamayanları öldürdüler. Yerli Rumlar,
ilçemizin İzzetiye köyünde de böyle bir genel öldürmeye uyguladılar. Oysaki
bu yerli Rumlar, Bizanslılar tarafından kültür değişimine uğratılmış Trak
Türklerinin torunlarıydı. Ne yazık ki artık Türk olduklarının bilincini
yitirmişlerdi. Dilleri de dinleri de değişmişti.
İlçe merkezindeki halk, camiye gitmek için bile sokağa çıkamayıp evlere
kapanmış bekliyordu. Yollarda dirlik düzenlik bulunmadığından İstanbul'a ve
Gelibolu üzerinden Anadolu'ya çekilmeye cesaret edemiyorlardı. Gelibolu'daki
birliklerimizden birinin komutanı olan Doğu Karadenizli RAUF BEY, hemşehrisi
askerlerden gönüllüler sağlayıp kendi girişkenliği ile bir küçük birlik
meydana getirdi. Bu birlikle Keşan halkının imdadına koştu. Emrindeki 200
fedai askerle Bahçeköy'e gelip mola verdiğinde Keşan metropolitine
(papazına), askerleri için yiyecek hazırlaması emrini gönderdi.
Keşanlılardan bazıları bu birliğe karşılayıcı olarak yola çıktılar. Yerli
Bulgarlar ve Rumlar, korkularından, komşuları olan Türklerin evlerine
sığındılar. Türkler bu sığıntı komşulara misafirperverlik gösterdi ve onları
ele vermediler. Zaten Rauf Bey, onları aramadı. Sadece, Türklere yapılmış ve
yapılacak eziyetlerin yanlarına kar kalmayacağına dair bir bildiri
yayınladı. Sonra Keşan halkını toplayıp koruyarak onları Gelibolu'ya iletti.
Yerli Hristiyanlar, Bulgarlar geldiğinde öldürülecek Türklerin bir listesini
hazırlamışlardı ama bu niyetlerini uygulayamadılar. Keşan'da birkaç
ihtiyardan başka Türk kalmadı. Bu ihtiyarlardan birinin ne olduğu
anlaşılamadı. Diğerlerini öldürmediler.
Bulgar kralı FERDİNAND, ilçe merkezine gelip orduevi karşısındaki okul
binasında birkaç gün kaldı. Yunanca kitab elli mermer bloklardan birini,
oralara kadar ilerlediğini ispatlamak üzere, Gelibolu yarımadasındaki Eksmil
tepeye taşıttı. Bulgar askerleri, Ortacami (Kırmızı cami) adlı mabedi yakıp
yıktılar. Tahtacamii, tavla (at ahırı) olarak kullandılar. Büyük caminin
minaresini kurşunladı ve halılarını aldılar. Süleyman Zati Efendi zaviyesini
onların yaktığı söylenir. Temmuz 1913'te ilçeyi de boşaltıp memleketlerine
dönmek zorunda kaldılar. Bu sırada küçük rütbeli bir subay olan Mustafa
Kemal Bey (ATATÜRK) , küçük birliğiyle Keşan'dan geçip Edirne'nin geri
alınması işine katıldı.
Bulgar işgalinin bitiminden bir yıl kadar sonra, Birinci Dünya Savaşı
başladı. İlçe, Balkan Savaşı yıkıntılarını giderecek bayındırlık
çalışmalarına girişemeden, eli silah tutan erkeklerini orduya verdi.
Keşanlılar da iki yıl süre ile çeşitli cephelerde savaştılar. Çarpışmalar,
30 Ekim 1918'de yürürlüğe giren MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI ile sona erdi. O
günleri yaşamış yaşlılar ve onlardan dinlemiş orta yaşlılar, 1. Dünya Savaşı
olaylarını, "Seferberlik" terimini kullanarak anlatırlar.
Orhan Gazi'nin kayınbabası olan 6'ncı Yuvannis (Kantakuzinos), önceleri
Aydınoğlu UMUR BEY'den yardım görmüştü. Sonra, Osmanoğullarından yardım
istedi. Doğu Trakya'nın Bulgar ya da Sırp egemenliği altına girmesini
istemeyen Türkler, 6'ncı Yuvannis'e askeri yardımlar gönderdiler. Osmanlı -
Türk kuvvetleri Trakya'ya tekrar tekrar geçerek önceleri bir sınıf kavgası
niteliği almış olan taht mücadelesinden doğma karışıklığı bastırdı,
sonraları Sırp ve Bulgar ilerlemelerini önledi. "Derviş -gazi" unvanını
taşıyan Osmanlı erlerinin bazıları Anadolu'ya dönmeyip Trakya'nın boş ve
tenha kısımlarına yerleştiler. Onların kurdukları tekkeler, illerde
kurulacak Türk köylerinin temeli ya da çekirdeği oldu. İlçemizde yerleşmiş
Alemdar Baba, Garip Baba, Emel Baba, Mercan Baba fetihten önce Bizanslılara
yardım için gönderilmiş kuvvetlere bağlı Türk erleri olsa gerektir. İlçemiz,
10 yüzyıla yakın süren Bizans İmparatorluğu egemenliği sırasında, bu
imparatorluğun "Rodop İli"nin sınırları içindeydi.
HERSEKZADE AHMET PAŞA:
İkinci Bayezid ve Yavuz Selim zamanlarında dört defa sadrazamlıkta bulunmuş,
muharebelerde şecaati (yiğitliği) ile tanınmış vezirlerdendir. Hersek
beyinin oğlu olup esir sıfatıyla İstanbul'a getirilmiş, Enderun'da (Saray
Okulunda) yetiştirilmiştir. Anadolu Beylerbeyi iken II. Bayezit'in tahta
çıkışında gördüğü hizmetten dolayı padişaha damat oldu.
1846da Mısırlılara karşı kahramanca muharebe ederken yaralanıp esir düştü.
1497 yılında ilk defa sadrazamlığa getirilip bir yıl sonra azlolundu
(görevinden uzaklaştırıldı). Kaptan-ı Derya (amiral) olarak İnebahtı'nın
fethine memur edildi. (İnebahtı'yı almakla görevlendirildi.) Gerek bu
seferde gerekse Midilli'nin Venedikliler ablukasından (kuşatmasından)
kurtarılmasında yararlıklar göstermiştir. 15O3'te ikinci defa sadrazam
olarak bu makamda 3 yıl bulunmuş ve tekrar kaptan-ı derya olmuştu. 1511
'deki üçüncü sadrazamlığında, bir Yeniçeri isyanında ölümden zor kurtuldu.
Dördüncü defa olarak Birinci selim'in (Yavuz'un) cülusunda (tahta çıkışında)
sadrazamlığa getirilmiş ve İran seferinde büyük hizmetler görmüştür. İki yıl
sonra azledilerek Bursa Muhafızlığına tayin edilmiş ve 1516 yılında orada
ölmüştür.
VI. MEHMET (VAHDETTİN) ZAMANI:
Padişah V. Mehmet (Reşat), Birinci Dünya Savaşının son döneminde öldü ve
yerine kardeşi VI. Mehmet (Vahdettin) geçti. (4 Temmuz 1918'de) Bu savaşta
müttefikimiz olan Bulgaristan ateşkes antlaşması imzalayınca diğer
müttefikimiz Almanya ile bağlantımız kesildi. Fransızlar Batı Trakya'dan ve
İngilizler Güneydoğu Anadolu yönünden yurdumuza yöneldiler. Edirneli
sadrazam Talat Paşa 8 Ekim 1918de istifa etti ve Almanya'ya gitmek üzere
Edirne'den geçerken şehrin ileri gelenleriyle görüştü. Trakya'yı ancak
halkın kuracağı bir savunma örgütünün koruyabileceğini bildirip böyle bir
örgüt kurulmasını tavsiye etti.
A) İlçemizde Mütareke Dönemi:
Talat Paşa'dan sonra sadrazam olan Ahmet İzzet Paşa'nın kurduğu hükümet
İngilizlerden ateşkes antlaşması istedi. Limni adasının Mondros limanında
bulunan Agamemnon adlı savaş gemisinde 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes
Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre Boğazlardan askerlerimizi çekecek
ve oraları düşmanlara teslim edecektik. Onun için 1. Kolordunun Çanakkale
boğazını koruyan 60. Tümeni boğazdan uzaklaştırılıp Keşan'a getirildi.
Yedeksubayları ve askerlerinin çoğu terhis edildi. Silahlar, düşman denetimi
altındaki depolara kondu. Keşan'daki depoda 1331 tane tüfek, 5.500.000'e
yakın fişek bulunuyordu.
Yerli Rumlar, merkezi İstanbul'da olan cemiyetlerinin ve yardımlaşma
sandıklarının Keşan şubesini kurdular. Uzunköprü - Sirkeci demiryolu boyuna
Yunan birlikleri yerleştirildi. Yerli Rumlar bunun üzerine Osmanlı
hükümetine saygısız hale geldiler. Bazıları çeteler kurup haydutluk etmeye
başladı. Pırnar (Malkara) ve Beğendik (Keşan) köylerinden Karabıyık Dimitri
ile Trandafil'in kurduğu çeteler, en azgın olanlardı. Rum çeteleri, bir
jandarma komutanımızı Keşan - Gelibolu yolu üzerinde şehit ettiler.
Ailesiyle birlikte Gelibolu'dan İpsala'ya gitmekte olan bir savcımızı,
Hanımçeşme denen yerde, çoluk çocuğuyla birlikte öldürdüler. Salim, Hasan ve
Hüseyin adlı üç jandarmamız, cinayeti işleyen Rumu İpsala'da ele geçirip
öldürmek suretiyle intikam aldılar.
Paşayiğit Jandarma Karakolundan HÜSEYİN ÇAVUŞ, İSMAİL ONBAŞI, İBRAHİM
ONBAŞI; HASAN. İBRAHİM, MUSTAFA, RIFAT, MUHARREM, İSMAİL adlı erler Altıntaş
köyünde bulunduğunu haber aldıkları TRANDAFİL ÇETESİ'ne baskın verip
çeteleri yakaladılar. Onları bir köy evine sokup üzerlerinden kilitledi ve
yemeğe oturdular. Altıntaş köyü, o zaman, yerli Rum köyüydü. Köylüler
çetenin tüfeklerini aşırıp damı delerek çıkardıkları haydutlara geri
verdiler. Haydutlar, yemek yemeye dalmış jandarmalarımızı şehit ettiler.
Çete çekip gidince köylü şehitleri köy dışına taşıyıp kırda çarpışma
sırasında öldüklerinin sanılmasını sağlamaya çalıştılar. Şehitlerden İSMAİL
ONBAŞI Keşan'ın içinden, ER MUSTAFA ise Kılıçköy'dendi. Orduevi yakınındaki
şehitlik, onlara aittir.
İstanbul hükümeti "düşman kızdırmamak" gibi verimsiz bir ilkeye bağlı
emirler verdiğinden ve komutanlar bu emirlere uyduğundan dirlik düzenlik
gitgide bozuluyordu. Nihayet Edirne Jandarma Komutanı REFET BEY, kendi
girişkenliğiyle çete sindirme işini ele aldı: YÜZBAŞI FAİK, ÜSTEĞMEN İHSAN,
TEĞMEN CELAL ve TEĞMEN OSMAN NURİ BEYLER komutasındaki onu atlı diğerleri
piyade jandarmalarımız bucak müdürlerinden İSMAİL BEY'in yol
göstericiliğiyle Rum çeteleri izlemeye başladılar. KARABIYIK DİMİTRİ
ÇETESİ'ni, 14 Nisan 1919 günü TEBERİK köyü yakınında kıstırıp çete başkanını
öldürdüler. Onun yerine gene Malkara'nın Pırnar köyünden aynı taşıyan başka
bir Rum geçti. O da KARABIYIK unvanını kullandı. Yol kesip adam öldürmelere
devam etti. Onu. kendi çetesinden bir arkadaşı vurup öldürdü.
B) Halkın Savunma Hazırlıkları:
Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanışından 8 gün sonra Doğu Trakyalılar,
"TRAKYA-PAŞAELİ CEMİYETİ" adlı bir savunma örgütü kurmuşlardı. Keşan'da bu
cemiyetin bir şubesi açıldı. Cemiyet şube başkanı, ŞAPÇILI İSMAİL AĞA idi.
HAYRİ AĞA, SELANİKLİ MOLLA AĞA, SALİH AĞA, HACI İDRİS, HAFIZ AVNİ, HAFIZ
EMİN, RIZA PEHLİVAN, ATA EFENDİ, KARPUZLULU MEHMET AĞA, ALİ (YARAMAN) BEY,
MEHMET (BÖLÜKBAŞI) BEY, cemiyetin şube yönetim kurulunun üyeleriydiler.
Bazı" Keşanlılar, kendi atları ile, gönüllü süvari olarak örgütün emrine
girdiler: İBRİCELİ TAHSİN AĞA, Keşan'dan Ali Ağa'nın damadı SITKI, HÜSEYİN
(ZİNCİRLİ) ÇAVUŞ, ESETÇELİ RAMADAN, Karpuzlu köyünden Mehmet Ağanın oğlu
ALİ, aynı köyden HASAN (BAŞLI), KARLIKÖYLÜ BAYRAM, Keşan'dan MUSTAFA
ŞAPÇILI, SARPDERELİ RAMADAN bu gönüllülerin adları hatırlananlarıdır.
Bunlar, cemiyet şubesinin onlara ayırdığı handa daima emre hazır beklerdi.
Dirlik düzenlik sağlamaya ve cemiyete bağış toplamaya çalışırlardı. Kendi
köyü olan Sarpdere'den ve gerek İpsala'nın gerekse Keşan'ın diğer
köylerinden gönüllüler toplayıp bir Türk çetesi kuran KARA SALİH de
çevremizin KUVAY-I MİLLİYECİ'lerindendi. Gerek cemiyet şubesine bağlı olan
silahlılar gerekse KARA SALİH ÇETESİ içindekiler, Keşan'ın o zamanki müftüsü
RAŞİT EFENDİ'nin tavsiyelerine uyarlardı. Raşit Efendi şubenin başkanı değil
fakat gizli danışmanı, akıl vericisiydi. Bu görevini ustalıkla gizli tutmuş,
Rumlar tarafından bu savunma örgütüyle hiçbir ilgisi bulunmayan din adamı
olarak tanınmıştı. Müftü Raşit Efendi, "düşmandan insafı ve insanlığı elden
bırakmaksızın intikam almak" kuralına uygun tavsiyelerde bulunmaktaydı.
"Öldürülen her Türk'e karşı iki Rum vurmak" fakat daha fazla öldürmemek
direktifini vermişti.
C) İlçemizde Seferberlik:
Düşmanlar 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal edince İstanbul Hükümeti ve
devlet başkanı padişah VI. Mehmet Vahdettin esir durumuna düştüler. Bunun
üzerine, 1. Kolordu komutam ALBAY CAFER TAYYAR BEY (GENERAL CAFER TAYYAR
EĞİLMEZ), kolordunun İstanbul ile bağlantısını kesti. Sivas kongresinden
beri ANADOLU VE RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ'nin bir kısmı haline gelip
bu adı kullanan Trakya - Paşaeli Cemiyeti yöneticileri, "Doğu Trakya'nın
savunmasına başlama" kararı verdiler. Cafer Tayyar Bey de, seferberlik emri
çıkardı. Eli silah tutan erkeklerin sayısı üst üste çıkmış savaşlar yüzünden
azaldığı halde, Keşan'daki 60. Tümen'e Keşanlılardan 1000 gönüllü katıldı.
İstanbul hükümeti Cafer Tayyar Bey'i ısrarla çağırdı ve o boş bulunup
gidince Keşan'daki 60. Tümen komutanı ALBAY MUHİTTİN (KURTİŞ) BEY'e 1.
Kolordu komutanlığı görevinin kendisine verildiğine dair emir gönderdi. 60.
Tümen komutanlığına da ALBAY CEMİL (UYBADIN) BEY'i atadılar. Cafer Tayyar
Bey Edirne'ye dönebildi ama komutanlık makamını doldurulmuş buldu. RUMELİ
MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ, ona "Trakya Başkomutanlığı" görevini ve "Milli
Kumandan" unvanını verdiyse de Muhittin Bey Cafer Bey'in emirlerine önem
vermiyordu. Aralarında rütbe farkı yoktu.
Osmanlı Hükümeti 60. Tümene ödenek gönderemiyordu. Anadolu'daki T.B.M.M.
hükümeti de arada düşman bulunduğundan yardım edemiyordu. Keşan'daki 60.
Tümen'in besin ihtiyacını karşılamak için cemiyet şube baskını ŞAPÇILI
İSMAİL AGA'nın hayvan sürülerinden faydalanıldı. İsmail Ağa, hiç bir
karşılık beklemeden bütün sürülerini bu Tümenimizin emrine verdi.
Ç) Türk - Yunan Savaşı Sırasında İlçemiz:
Doğu Trakya'da Türk - Yunan Savaşı başlamadan önce, 60. Tümen Keşan'dan
Uzunköprü'ye kaydırıldı. Bu tümenin bir ALAYı ile bir TOP BATARYASI, Keşan
ile İpsala arasında bırakıldı. Yunanlılar, 1920'nin temmuz ayı sonlarında
ilçe üzerinde de keşif uçakları uçurarak 1. Kolordunun yeni tertibini
gözetledi ve halkımızın moralini bozmak için propaganda kağıtları saçtılar.
Padişahın emri olmadan savaşmanın hata olduğunu, aynı zamanda Halife
(Peygamber vekili) olan padişahın dediğinden çıkılmaması gerektiğini
bildiriyorlardı. Hükümdara itaat eğitimi alarak yetişmiş halkımıza
kararsızlık veriyorlardı. Meriç nehri üzerinden saldırması beklenen
Yunanlılar, Marmara denizi güney kıyılarındaki birliklerini Tekirdağ
kıyılarına çıkarıp oradan saldırdılar. İlçemizde çarpışma olmadı.
Taburlarının er mevcudu normal bir bölüğünkinden az olan, yedek subayları
terhis edildiğinden kıta çavuşları subay yerine geçmiş bulunan,
komutanlarının çoğu hala İstanbul Hükümetine bağlılık gösteren ve çok geniş
cephe üzerine dağıtılmış olan birliklerimiz gerilemek zorunda kaldılar.
Kolordu komutanı Albay Muhittin Bey, "Her yeri örtmek isteyen ordu, her
yerde zayıf "kalır" şeklindeki askeri kurala aykırı olarak birliklerimizi
çok yayarak yerleştirmişti. Birlikler arasında haberleşme pek zayıftı. Bu
komutan üstelik, öteden beri. "düşman kızdırmamak" ilkesini öne süren
İstanbul Hükümetine her gün danışıp cevap beklemeye devam ediyordu.
Tekirdağ'da, Babaeski'de ve en çok Edirne güneyinde çarpışan birliklerimiz
25 Temmuz 1920 günü, bir haftaya yaklaşan süreli bir savaştan sonra, o zaman
dostumuz olan Bulgaristan'a çekildi. Cemiyet şube başkanı İsmail Ağa, Yunan
işgali başlamazdan evvel, kıyafetini değiştirip Edirne'ye doğru yola çıktı.
Yolda kimliği tanınmamakla beraber. Yunanlılar eline geçti. Ele geçeceğini
sezince üstündeki paranın tamamını yakmıştı. Edirne'de Musevi bir tüccardan
ödünç para alıp hem kendisini hem de bazı hemşerileri için kurtuluş parası
ödeyerek İstanbul'a gitti.
D) İlçemizde Yunan İşgali:
Savaşın sona erişinden birkaç gün sonra ilçemiz de Yunan işgaline uğradı.
Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Şubesi ile ilişkisini gizli tutmuş olan
Müftü Raşit Efendi, "İslam Cemaatı Reisi" sıfatıyla Keşan'da kaldı. Rum
despotu (papazı) ile görüşüp Müslüman ve Hristiyan yetişkin erkekleri
şimdiki Tekel binası önündeki meydanda topladı. İkisi, şehir halkına, işgal
sırasında iyi komşuluk ilişkilerini bozmadan bir arada yaşamak öğütleri
verdiler. Doğu Trakya'da bir daha gitmemek üzere yerleştiklerine inanan
Yunanlılar, halkımızı Yunan yönetimine ısındırma siyaseti güttüler. İlçede
Rum çetelerinin etkinliğine de son verdiler ve dirlik düzenliği sağladılar.
Gece gündüz devriyeler gezdirdi, her ev kapısına gemici fenerleri astırarak
sokakları aydınlattırdı ve geceleri sokağa çıkma yasağı koydular. Yunan
birliğinin komutanı ve Rum despotu, müftü Raşit Efendi'nin bir şikayeti
olursa Türklere eziyet etmeye yeltenen Yunan askerlerini
cezalandırıyorlardı.
Doğu Trakya'da böyle bir uysallık sürüp gittiği takdirde Doğu Trakya'yı
işgal etmiş olan Yunan kolordusu buradan çekilecek ve Anadolu'ya
gönderilecekti. Yunan kolordusunu Doğu Trakya'dan ayrılmamaya mecbur etmek
gerekiyordu. Bulgaristan'a geçmiş bazı subaylarımız, oradaki askerlerimizden
ve gönüllü sivil Türklerden çeteler kurdular! Bu çeteler, Yunanlılara
baskınlar verip onların rahatını kaçırttı ve intikam aldılar. FUAT BALKAN
adlı binbaşının kurduğu çetede Türkiye'ye çeltik ekimini getirmekle ün
kazanmış BEKİR KARA ile birkaç Keşanlı da vardı: AKHOCALI HASAN ÇAVUŞ,
DANİŞMENTLİ KUŞÇU AHMET ve HÜSEYİN GÜRTUNA. Bu çeteler, Edirne-Dedeağaç-Gümülcüne
arasındaki demiryolunu köprü yıkmak, tünel çökertmek oydan tren çıkarmak
gibi işler yaparak bozdu ve Yunan ulaşımını aksattılar. Birçok ganimet ve
esir aldı, pek çok Yunanlı öldürdüler. Yıldız (Istranca) dağlarında
üstlenmiş başka çetelerimiz de vardı. Hepsi iyi yetişmiş subaylar
komutasında bulunan çeteler, Çatalca'da oturan Cemil (Uybadın) Bey'in
hazırladığı planlara uyuyorlardı. Doğrudan ilçemiz tarihiyle ilgili
olmadıkları için adlarını saymadığımız yüzlerce fedai er ve subay Kuvay-ı
Milliyecilerimiz vardı. MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK, bu çetelerimizin Yunan
kolordusunu Trakya'da kalmaya mecbur edip Anadolu'daki zaferlerin
kazanılmasından dolayı olarak katkıda bulunduklarını belirtmiş; bir teşekkür
yazısında, Trakya fedailerini övmüştür.
İşgalin sonuna doğru Yunanlılar, halkımıza şiddet göstermeye başladılar. 15
Ekim 1992 tarihli MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI' nı imzalamak zorunda
kaldıkları zaman büsbütün insafsızlaştılar: İlçedeki varlıklı kişileri
sopayla döverek paralarını ortaya çıkartmaya çalışmak, ileri gelenleri
tutuklayıp kafile kafile Milos adasına sürgün etmek, onları orada öldürmek
gibi hareketlere giriştiler. Yunanlılara katılmış Çerkeş Ethem Çetesinden
bazı haydutlar da yol kesicilik, çapulculuk ettiler. Müsellim Çiftliğindeki
Davut Ağa'yı yatırıp boğazlamaya kalkıştılar. 500 altın fidye verince
bıraktılar. İzzetiye köyünden olup Siğilli'de çobanlık eden Süleyman
Pehlivan'ı keyif için kurşunlayıp öldürdüler. Milos'a götürmek üzere
topladıkları 80 kişiye yakın bir grup Türk'ü Korucuköy dere, yatağında
öldürdüler. Bunlardan pek azını kaçıp kurtulabildiği söylenir.
Sarpdereli Kara Salih, çetesini tekrar harekete geçirip intikam almaya
girişirken Trakya'yı Yunanlılardan teslim alıp Türk Kuvvetlerine teslim
edecek İtilaf Devletleri heyeti ve askeri birliği Keşan'a geldi. Heyetin
gelişinden sonraki öç alma davranışları, işin öncesini bilmeyen yabancıların
Türkleri saldırgan ve haksız kişiler olarak tanımalarına yol açacak; siyasal
bir hata teşkil edecekti. Böyle düşünen müftü Raşit Efendi, Kara Salih'e bir
mektup göndererek, onu intikam alma etkinliğinden caydırdı. Kara Salih'in
müftüden mektup alışından önceye ait hareketleri ve bazı Keşanlı gençlerin
Türk birliğini karşılarken elde taşınacak dövizler hazırlamaları Yunan subay
ve erlerini çok öfkelendirmişti. Müftü Raşit Efendi, Yunan komutanının gider
ayak Keşan'da bir genel öldürme emri vermeye niyetlendiğini öğrendi. Bunun
üzerine Türk halkı bir miting yapmaya çağırdı. Toplanan ahali, başlarında
Müftü Raşit Efendi, Hafız Mustafa Efendi ve şimdi Belediye Elektrik Santralı
binası olan o zamanki un fabrikasının sahibi İtalyan Berç Efendi bulunmak
üzere. Yunan komutanıyla İtilaf Devletleri Heyetinin barındığı karargah
önüne geldi. Adı geçen halk temsilcileri karargaha girerek Yunan komutanının
niyetini öğrendiklerini ve karardan vazgeçmezse emri vermesine imkan
bırakmadan onu tutuklayacaklarını bildirdiler. Halk tarafından linç
edilmekten korkan Yunan komutanı. Heyet mensubu yabancı subaylara ve halk
temsilcilerine, böyle bir emir vermeyeceğine dair teminat verdi. Bu arada
müftü Raşit Efendiye, "Öldürülmesi gereken asıl elebaşı senmişsin fakat ne
yazık ki vaktinde anlayamamışız!" dedi.
Yunan Subay ve erleriyle yerli Rumlar, İtilaf Devletleri askeri birliğinin
koruyuculuğu altında. kafileler halinde sınıra götürüp Yunanistan'a
geçiriliyorlardı. Bu arada bazı Rumlar, Türklere ait hayvan sürülerini de
önlerine katmaktaydılar. Ellerinden silahları alınmış olan Türkler, bu
yağmacılığı önleyemiyorlardı. Silah saklayabilmiş birkaç kişi, sürülerden
bazılarının alınmasını önleyebildiler. ŞÜKRÜKÖY'DEN KADİR AĞA ve oğullan
KASIM ile HASAN, tüfek tamircisi EMİN OĞLU HACI İSMAİL hayvanlarının
götürülmesini Yunanlı ve Rumlara ateş açarak önleyenlerdir.
Bu sırada Trakya - Paşaeli (Rumeli Müdafaa-i Hukuk) Cemiyeti Keşan Şubesi
başkanı Şapçılı İsmail Ağa İstanbul'dan döndü ve bir "sancak-i şerif" (dini
sancak) getirdi. Türk kuvvetleri gelmezden önce bu sancak açıldı ve
dükkanlarla evlere Türk bayrakları asıldı. BİNBAŞI MEHMET BEY, komutasındaki
bir Türk taburu, 19 KASIM 1922 tarihinde Malkara üzerinden gelip ilçe
merkezini İtilaf Devletleri Heyetinden teslim aldı. Birliğin gelişi halkın
sevinç gözyaşlarına coşkunluğuna yol açtı. Binbaşı Mehmet Bey, Keşan'a
T.B.M.M.'nin tayin ettiği memurlar gelinceye kadar mülki amirlik görevini de
üzerine aldı.
T.B.M.M. Hükümeti Zamanı:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Kasım 1922 tarihli kararıyla saltanat
kaldırıldığından, padişah VI. Mehmet (Vahdettin)'in hükümdarlığı Keşan'ın
kurtuluşundan 18 gün önce sona ermiş bulunuyordu. 29 Ekim I923'e kadar
ilçemiz de, henüz "Cumhuriyet" adını almamış milli hükümet tarafından
yönetildi. Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), hem meclis başkanı hem de başbakan
durumundaydı fakat bir devlet başkanı yoktu. Bazı tarihçiler bu döneme "III.
Meşrutiyet Devri" demektedirler.
Cumhuriyet Devri:
29 Ekim 1923'te Cumhuriyetin ilan edilmesi ve GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA
(ATATÜRK)'ün birinci Cumhurbaşkanı seçilmesi ilçemizde de büyük sevinç
gösterilerine yol açtı. 1950 yılına kadar tek. bu yıldan itibaren çok
partili demokratik rejim ortamında yaşandı. Atatürk'ün 1938'de ölümünden
sonra sırasıyla İSMET İNÖNÜ, CELAL BAYAR, CEMAL GÜRSEL, CEVDET SUNAY ve
FAHRİ KORUTURK Cumhurbaşkanı olarak ulusal egemenliğin yürütme erkini
kullanıp yurdu kalkındırmaya çalıştılar. 1961 Anayasasıyla çift meclisli
hale gelen T.B.M.M. yasama ve bağımsız mahkemeler yargı erkini kullanarak
ulusa değerli hizmetler ettiler. İlçemiz de Cumhuriyet rejiminin! sağladığı
imkanlardan faydalanarak, eski durumuna kıyasla büyük ilerleme ve kalkınma
gösterdi. Cumhuriyetimizin 50. yılında Keşan, yarım yüzyıl önceki Keşan'a
bakarak çok değişmiş bulunmaktadır.

|