|
Mutlu olmak kolaydır
Prof.Dr. Osman Müftüoğlu
Hürriyet Gazetesi
"Mutluluk sanatı" üzerine yazılanların bugünlerde daha çok okunmasının,
konuşulanların büyük bir dikkatle dinlenmesinin sebebi mutsuzluk dalgasının
bir salgın hastalık hızıyla dünyamızı sarmasıdır.
"Hayatımızın
gerçek amacının mutluluğu aramak olduğuna inanıyorum. Gerçek mutluluğa
ulaşmak Batı'da her zaman hasta edici, anlaşılmaz, ele geçmez bir şey gibi
görülmüştür. Varlığımızın esas anlamı mutluluktur, mutluluğu aramaktır.
Mutluluğu gerçek bir hedef olarak görmek ona doğru olumlu adımlar atmamızı
sağlar
" diyen Dalai Lama çok haklıdır.
Mutlu olmak için pek çok şeye ihtiyacınızın olduğunu düşünebilirsiniz ama
ihtiyaç duyduğunuz o şeylerin çoğunun aslında eskiden zaten sahip olup
sonradan kaybettiğiniz şeyler olduğunu pek fark edemezsiniz.
Hayat kalitemizi bozan güncel sorunlardan çoğunun kaynağı mutsuzluğumuzdur:
Uyku sorunları, yorgunluk yakınmaları, çarpıntı atakları, mide-bağırsak
spazmları, kas ve eklem ağrılarınızın, göğüs sıkışmaları ve nefessiz
kalmalarınızın, kırgınlık ve alınganlıkların, hiddet ya da öfke
patlamalarına kapılmamızın, eşimize, işimize, arkadaşımıza bile güvensizlik
duymalarınızın, endişe ve korkularınızın arkasında çoğu kez mutsuzluk sorunu
yatmaktadır
MUTSUZLUK
BULAŞICIDIR
Mutsuzluk
bulaşıcı bir hastalık gibidir. Hastalığın kişisel olmaktan çıkıp toplumsal
bir sorun haline dönüştüğünü düşünenlerin sayısı artmaktadır: Kavgacı,
gürültücü, suç oranı yüksek, yardımlaşma, şefkat, hoşgörü oranı düşük bir
toplum haline gelmemizin sebebi mutsuzluktur. Aşktan, dostluk ve
arkadaşlıktan, sevgi, başarı, takdir ve iltifattan çok çelme takmayı,
kazıklamayı, kıskançlık, düşmanlık, kin, nefret ve aşağılamayı daha çok
kullanmamızın nedeni de büyüyen toplumsal huzursuzluk ve mutsuzluktur.
Konunun sosyolojik yanı bizim işimiz değil ama sağlık tarafı bir hayli
önemlidir.
Mutlu olmaya hazır bir toplumuz. Kolay, uysal, heyecanlı, hareketli ve
inançlıyız. Ama, ne yazık ki hayatımızdan memnun değiliz! Eğer mutluluk
ölçümü yapılabilse ülke olarak çok arka sıralarda yer bulabileceğiz. 20-30
yıl öncesine oranla refah düzeyimiz, sağlık sistemimiz, yaşam kalitemiz daha
iyi gibi görünüyor ama kişisel ve toplumsal mutsuzlukta en üst noktalardan
birindeyiz.
NEDEN YAYGINLAŞIYOR
Mutsuzluğun dalga dalga yayılmasının pek çok sebebi var. Bakın Dalai
Lama bunun için neler diyor:
"Sakin ve barış dolu bir zihinsel durumu koruyabilirseniz,
sağlığınız kötü iken de mutlu biri olabilirsiniz. Olağanüstü zengin biri de
olsanız, yoğun bir öfke ve hiddet anında sahip olduklarınızın tümünü kırıp
atmak da isteyebilirsiniz. O anda elinizdeki zenginliklerin hiçbir anlamı
yoktur. Büyülü bir refah örtüsünün altında, hayal kırıklığına, gereksiz
kavgalara, uyuşturucu ve alkol bağımlılığına kadar götüren ciddi ruhsal
huzursuzluk vardır. Varlığın, zenginliğin, aradığınız tatmini ve neşeyi
getireceğinin garantisi yoktur. Diğer yandan eğer içsel niteliğe,
sakin-dingin bir ruha ve içinizde belirli bir dengeye sahipseniz
dışsal olanaklarınız eksik olsa bile mutlu ve neşeli bir hayat yaşamanız
mümkündür."
Mutsuzluk virüsünü yaygınlaştıran sebeplerin birincisi ve en
önemlisi tatminsizlik gibi görünüyor. Olan ile yetinmemek, olmak-olgunlaşmak
yerine sahiplenmeye öncelik vermek, eskilerin deyimi ile "hırsı aklının
önünde gitmek" hep sorun olmuştur. Daha büyüğünü, yenisini, hızlısını,
güçlüsünü, farklısını istemek mutluluğun önündeki en büyük engel.
NE YAPMALIYIZ
Mutlu olmak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Mutluluk daha iyi bir
hayata yolculuk olmaktan çıkıp, ulaşılması güç bir dağ, varılması güç bir
çöl haline geliyor.
Mutlu olmak için biraz yavaşlayıp, soluklanıp, gülün, nergisin, kirazın,
baharın ve aşkın tadına daha çok bakmalıyız.
Kötüyü unutmalı, iyiye sarılmalı, birbirimize daha çok yaklaşmalı,
yaslanmalıyız.
Birbirimize ve hayata daha çok inanmalı, güvenmeli, paylaşmalıyız.
Kızmamalı, öfkelenmemeli, darılmamalıyız.
Yaşamaktan daha çok hoşlanmalı, "keşke"lere ,"oysa"lara "ben"lere daha az
takılmamalıyız. Pişman olmamalı, pişmanlık duyacağımız şeyleri yapmamalıyız.
Geride kalan keyifsiz, neşesiz ve acılı zamanlara takılıp kalmamalı,
üzülmemeli, yanmamalıyız. Sporcuların dedikleri gibi önümüzdeki maçlara
bakmalıyız!
Yaşayan ve var olan her şeye hayranlık duymalı, kucaklamalıyız.
Daha az istemeli, daha çok vermeli, daha az küsüp daha çok sevmeliyiz.
Üzüntüden kaçmalı, kendini bilmeli, fazlalıklarımızı atıp hafiflemeli,
köşelerimizi, sivriliklerimizi törpülemeliyiz.
Olumlu düşünmeli, güzel ve hoş şeyler düşlemeli, zihnimize bize iyi ve güzel
gelecek beklentiler yüklemeliyiz.
Sosyal ilişkilerimizi geliştirip güçlendirmeli, aidiyet duygusuna önem
vermeli, inanç dünyamızı güçlendirip geliştirmeliyiz.
En zor zamanlarda bile "Bu da geçer" deyip dik durmayı becerebilmeliyiz.
Kendimize ve ailemize zaman ayırmalı, kişisel gelişimimizi sürdürmeliyiz.
|