| |
Beden güzel, dinç de
Yolculuk nereye?
Haşmet Babaoğlu Vatan
Gazetesi
Sağlıklı, diri, dinç ve uzun bir yaşam...
Herkes bunu istiyor şimdi...
Herkes kendi çapında; cüzdanına, vaktine, imkanına göre sağlıklı bir beden
peşinde koşuyor; bunu yapamayanlar da bir gün yapabilmenin hayalini kuruyor.
Mesela günümüzün en gözde "doğru"su doğru beslenme!..
Tabii bu arada hem bilim hem de medya kafaları karıştırıyor. Yumurta zararlı
mı; iyi kolesterol kötü kolesterol ayrımı gerçekten anlamlı mı; dışardan
kalsiyum desteği almak doğru mu antioksidanların kanser oluşumlarına karşı
olumlu etkisi gerçek mi? Bütün bu konularda altı ayla altı sene içinde
kanaatler, bilgiler, tercihler değişip duruyor.
Ama yine de girdiği yoldan geri dönmüyor modern insan!
Varsa yoksa beden, diyor!..
***
Geçen yıl orta yaşın üzerindeki bir
tanıdığımın iki ekşi yeşil elmayı midesine indirişini gözlemlerken
şaşırmıştım: Her ısırıktan sonra
yüzünde tattan hiç memnun olmadığını gösteren bir ifade oluşuyordu.
Burnunu, dudaklarını buruşturuyor sonra iştahla kocaman bir ısırık daha
alıyordu.
Aç değildi, hatta toktu. Üstelik belli ki, benim gibi yeşil elmayı
sevenlerden değildi.
Son parçayı da çiğneyip yuttuktan sonra çekirdek kısmını tabağına bırakırken
bana dönüp "yeşil elma anti-aging için çok iyiymiş" deyince güldüm...
Sonra "İyi de ağabey, bari bu meyvenin içindeki önemli maddeler neyse onları
içeren tabletler alsan da bu sıkıntıya katlanmasan! Ekşi sevmediğin belli"
dedim ya, aldırmadı. Yaşını başını çoktan almış ama hâlâ dinç bedenine karşı
görevini yerine getirmiş olmanın ferahlığı içinde arkasına yaslandı...
***
Hayat tümüyle bedene odaklanınca
elbette yeni huzursuzluklar, yeni sorunlar çıkıyor ortaya.
Egzersiz yapamamak mesela!
Bu birçokları için büyük bir kusur, gizliden gizliye kendisini horlamasına
yol açan bir eksiklik...
Ve bakıyorum da, nasıl daha sağlıklı, daha "fit", daha "uzun ömürlü" bir
bedene sahip olabilirim arayışı birçoklarında terk ettikleri sigara
alışkanlığının yerini almış sanki.
Artık laf aramızda, yeni bir bağımlılıkları var!
Bir de dün bilmemne otu tozu tabletleri alınırken, bugün onların çöpe atılıp
bilmemne yosunu tabletleri alınmaya başlanması meselesi var.
Sonra... Aerobik bitiyor, pilates başlıyor...
***
Tamam, kimse itiraf etmek
istemese de, bu arayış fena halde obsesif bir karaktere sahip ve hayal
kırıklıklarıyla dolu bir döngü...
Ama yine de sağlıklı bir bedene sahip olmak gerekiyor.
Ve her insan için elbette kaliteli ve dinç bir yaşlanma süreci çok önemli...
Ancak bu alanda benim zihnimi kurcalayan başka bir şey var. Biz modernler,
bedenlerimizin sağlığını unuturken bence çok hayati bir noktayı gözden
kaçırıyor, savsaklıyoruz.
Sağlıklı bir beden ve kaliteli bir ömür istiyoruz. Kabul. Ama ne için?
Sadece yaşayıp, sonra yine de kaçınılmaz biçimde ölmek için mi?
Bilen bilir, düşünür Edward de Bono'nun pek sevdiğim bir örneği vardır:
Arızalı gemi örneği...
Modern insanı işte o gemiye benzetiyorum.
Hani geminin motorları teklemeye başlamış. Dümeni tutmuyor, ışıklan soluk.
Aşın alkolden sızmak üzere olan kaptan her şeyden habersiz. Mürettebat
moralsiz. Yolcular servisten şikayetçi.
Derken helikopterle gemiye yeni bir kaptan ve ekibi iniyor. Motorlar tamir
ediliyor. Işıklar yanıyor. Moraller düzeliyor. Servis iyi.
Fakat gemi hâlâ aynı yönde... yanlış rotada ilerliyor.
Eduuard de Bono bu anekdotu işler yoluna soktuğumuzda genellikle yaptığımız
bir yanlışı vurgulamak için anlatır.
Yani arızayı tamir ettik, bozuk düzeni düzelttik ama gidilen yolu hiç
tartışmadık...
Ben de diyorum ki, bedeni sağlamlaştırıyoruz, ömrünü uzatıyoruz, güzel de,
bu bedenle nereye gidiyoruz?
Hiç sorduk mu nereye?
O meseleleri unuttuk değil mi?
|