KORUDAĞLAR

Korudağları

Trakya’nın güneyinde yeşil kadife bir örtü gibi uzanan kısa ama görkemli bir dağ silsilesi…

İnsan eli ile dikilmiş yaklaşık 14.000 hektar büyüklüğünde çoğunluğu kızılçam ağaçlarından oluşan geniş bir ormanlık alan…

Bu sayfa Korudağları anlatan ve gösteren kısa bir öykü niteliğinde…

Buraların önemi; bizim için bir başlangıç noktası olmasından öte sürekli yaşadığımız ve nefes aldığımız yer olmasından kaynaklanıyor.

Orada nefes alıyor, orada yaşamın gerginliğinden uzaklaşıyoruz…

Korudağlar bizim ilk trekking ve kamp yaşamımızın başlangıç yeri, birçok ilki orada öğrendik, acemilik günlerimizde bize arka çıktı, yardımcı oldu, hiçbir zaman kibirli davranmadı ve biz de onu bir dost gibi kabul ettik.

Yürüyüşe domatesle çıkılmayacağını, köpekler geldiğinde yere oturmanın işe yaradığını, çiçekli Polonya tulumlarının ve alüminyum profilli ağır sırt çantalarının zor zamanda iş yaptığını, mağarada ıslak odunlarla ateş yakmanın göz sağlığına zararlı olduğunu, doğada karşılaştığımız herkese selam vermemiz gerektiğini, eski elbiselerin de bir işe yaradığını, orman içlerinin kentten sıcak ve ormanı yurt bellemiş canlılarla dost olmanın kent insanı ile dost olmaktan daha kolay olduğunu, yol tarifi alırken kesinlikle yanılacağımızı, kestirme yolların her zaman zorluk içerdiğini, en kestirme yolun bilinen yol olduğunu, odun ateşinde yenen sucuğun lezzetini, gökyüzünde yıldızları seyredip, kurbağa sesleri ile uyumayı, yılanların korkulacak yaratıklar olmadığını, böğürtlenleri, güvemleri, yemişkenleri, bilumum konserve çeşidini, ayaklarımızın nasırını, sırtımızdan çıkan terin bizi üşüttüğünü ve daha bir sürü “şeyi” bize öğreten hep buraları oldu.

YOL TÜRKÜLERİ

Oturdum sırtın üstüne
Geçmiş günleri düşündüm
Askerdim, Adilhan köyündeydim;
Böyle bir akşamdı yine;
İçimde yine İstanbul hasreti,
Dalmış düşünmüştüm;
“Bu dağlar Koru Dağları değil,
Bu köy Adilhan Köyü değil;
Ne şu değirmen Ferhat Ağanın,
Ne de bu türkü hazin;
Ne açım, ne susuz,
Ne de gurbet elde yalnız
Hele güneş bir çekilsin;
Gideceğim bir ahçı dükkanına
Bu akşam da orada içeceğim
Hele şu Haliç vapuru
İskeleye yanaşsın
Yolcular çıksın hele;

En güzel saati şimdi Eyüp’ün”
Hadi yavrum, yolcu yolunda gerek
Nihayet göründü İbricik Köyü.
(Orhan Veli)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir