Korudağ Ağaçlandırma Tarihinden Bir Kesit

Korudağ’da hareket başlıyor…
(Ağaçlandırma tarihinden kişisel bir kesit)

Okan Çançin 

Orman Genel Müdürlüğünün 1961 yılında daveti ile bu sahaları gezen değerli hocalarımız, Prof Dr. Fikret SAATÇİOĞLU ile Prof. Dr. İsmail ERASLAN saha hakkında hazırladıkları rapor ile ormancılığımızda heyecanlı bir telaş başlatmışlar. Hazırlanan bu rapor ile; bilinçsiz, usulsüz faydalanma ve aşırı otlatma sonucu mevcut Korudağ orman alanlarının yapısının bozukluğu, tohum ağacı bulunmaması ve ormanın kendini yenileme imkânını kaybettiği nedeniyle %95 kızılçam, %5 egzotik türlerle ve maden direği ihtiyacını karşılamaya yönelik 20 000 ha. alanda ağaçlandırma yapılması öneriliyor. Ancak o güne kadar ülkemizde geniş çaplı ağaçlandırma çalışmaları yapılmadığı için ve bu plantasyonların gerçekleşebileceğine inanan idarecilerin azlığı nedeniyle Orman Genel Müdürlüğünde Yüksek Fen Heyeti ile uygulamacı birimleri, anlaşmazlığa düşmüş, bu anlaşmazlık ancak 1962 yılı sonlarında karara bağlanmış ve Korudağ’da ormancılar tarafından ilk kızılçam fidanı 1963 yılında toprakla buluşmuştur.

Oysa Avrupa Ülkeleri daha bin dokuz yüzlü yılların başında yüz binlerce ha. sahada ağaçlandırmalarını tamamlamışlardı.

Geçtiğimiz yıllara kadar yörede piyasa koşullarının ısrarla dayattığı maden direği talebi, yapılacak ağaçlandırmaların amacını da net biçimde belirlemişti. Trakya’da (Keşan, Malkara, Uzunköprü) daha düne kadar bir orman işletme şefliği mıntıkasında yaklaşık 125 maden işletmesinin varlığını bilmek bu amaca yönelik çalışmalarda geç kalındığını bile gösteriyordu.

Keşan; Ormancılık Üssü…

Hazırlanan raporda sahanın boşaltılması ve özellikle ağaçlandırma çalışmalarına katkısının önemli olduğu vurgusu ile yol yapımlarının hızla bitirilmesi tavsiye ediliyordu. O yıllarda Yerlisu Orman Bölge Şefliği görevini yürüten Mehmet ERKAN şimdi Çanakkale’de emekliliğini yaşıyor. Yarım asır öncesinden hatırladıklarını bize anlatırken, “Ağaçlandırma çalışmalarında yoktum ama köylünün bu işe katılması ve bu işi sevmesi için çok uğraş verdim. O gün Korudağ’da Kısık Kule’nin yanından geçen Çanakkale savaşlarında da çok önemli olan Asker Yolu’ndan başka yol yoktu. Sahalardaki yolların çoğunda emeğim vardır. Bugün kulaklarımın uğuldaması bana o günlerden kalan hatıra. Patlattığımız dinamitlerin gürültüsü kulaklarımızı sağır etti.” diyor.

İlk idare müddeti zarfında tensile alınan sahalarda mazek bıçağı metodu ile tali hasıla olarak reçine alınması önerilen raporda silvikültürel tedbir olarak; meşçereyi oluşturan asıl türü kızılçam olan sahalarda ana tensil metodu olarak tıraşlama kesimi esas alınmalı ve bunu takiben gençlik ekim ve dikim yoluyla sahaya getirilmelidir. Bakım, mesçere gelişme çağlarının ve kızılçam özelliklerine göre gençlikten itibaren tensile kadar muayyen aralarla sistemli bir şekilde yapılmalı ve tensil safhasında idare müddetini dolduran maktalarda hektarda takriben 40-60 arasında elit vasıflı ağaç bırakılması da önerilenler arasındaydı.

Teknik önerilerin yanında idari tedbirlerin başında ise deyim yerinde olursa Keşan’ın bir ormancılık üssü haline getirilmesinden de bahsediliyordu.

Makineli arazi çalışmalarını henüz uygulamalarına tam yansıtmamış olan orman mühendislerinin diri örtü ve toprak işleme metotları o yıllarda insan ve hayvan gücüne dayanıyordu. Yer yer bir metre genişliğinde şeritler halinde kökleme yapılmak suretiyle bu alanlar hayvan gücüyle sürülmüş, bazı alanlarda ise insan gücü ile tam alanda örtü temizliği yapılmak suretiyle grodoni teraslar yapılarak dikime hazır hale getirilmiştir. Bazı alanlarda da saha boşaltıldıktan sonra hiç kökleme yapılmadan 3X2 aralık mesafe ile çukur dikimler yapılmıştır. İlk yıl yani 1963 te sadece 47 ha. Saha hazırlanıp 150 bin kızılçam fidanı dikilebilmişti. 1963 yılından 1968 yılına kadar bu metotların uygulanması ile devam eden ağaçlandırma çalışmaları bu yıldan sonra paletli traktöre önden bağlı bıçakla örtü temizliği yapılan sahaların daha sonra yine paletli traktör yardımı ile riperlenmesi şeklinde tamamlanmıştı. Bu çalışmalar 1978 yılına kadar devam etmiş, 1978-1985 yılları arasında ise MB Trac yardımı ile Nicolas (çekiçli) veya zincirli çalı doğrayıcıları ile örtü temizliği, yine MB Trac ile kullanılan iki ve tek soklu pulluk yardımı ile şeritler halinde toprak işlemeleri yapılmıştır.

Orman…

Korudağ’da 1961 de başlayan serüven yıllar ilerledikçe hızlanarak Dokuzdereler, Sazlıdere, Adilhan, Çınarlıkdere, Topçamlar, Kaletepe Serilerinde de devam etti. Ağaçlandırmalar 20 000 hektarın üzerine çıkmıştı. Zaman ilerledikçe ilk fidanların dikimini gerçekleştiren meslektaşlarımızın yanlarına yeni arkadaşları katılırken kimileri de emekli olmaya başlamışlardı bile. Turhan GÖREYİN, Yılmaz BAŞKAYA, İrfan İNAL, Şener BAŞÖZ, Mustafa GENÇ, Zekeriya AKTAŞ, Nafi ALTUNÖZ bu sahalara emeklerini, gecelerini gündüzlerini kısacası yaşamlarından birer parçalarını veren ve ilk aklımıza geliveren meslektaşlarımız.

Yaşananlar sadece toprak işleme ya da dikimle sınırlı değildi elbette. 1977’nin 12 Şubatında yaşanan kış çok büyük alanda kar kırığı tahribatı ve don kurumalarına sebep oldu. Saha temizlendi ve dikimler yeniden yapıldı. Hele 1986 yılında meydana gelen yangın şiddetli rüzgârın etkisiyle 3 saatte 2 000 ha. sahayı kül etmişti. 1963 yılındaki ilk dikimlerinde yanması bunu yaşayan meslektaşlarımızı daha da üzdü. Üç yıl önce bir kez daha yaşanan 710 hektarlık yangından sonra en büyük dileğimiz ise; Çanakkale de hiç eksik olmayan rüzgârın bir daha buna yol açmaması.

İlk yıllarında Orman Genel Müdürlüğü İstanbul Orman Başmüdürlüğü daha sonraları ise Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü Balıkesir Ağaçlandırma Bölge Müdürlüğü tarafından idari destek verilen Korudağ çalışmaları, bugün Orman Genel Müdürlüğü planlaması ve yönetimi altında işletilmektedir.

Dünyanın birçok yerinde iki denizi aynı anda görebilmek olasıdır. Ama hiç zannetmiyorum ki üç deniz bir arada görülebilsin. Üç denizi sadece Kısık Kule‘den görebilirsiniz: Marmara, Ege ve Kızılçam. Hiç kuşku yok ki “orman denizi” terimi her yerde kullanılmıştır ya da duymuş olabilirsiniz ama Ege ve Marmara’nın arasında Malkara’dan başlayıp Enez’e kadar uzanan o muhteşem orman kesinlikle deniz kelimesinin tam karşılığı! Bunca zamana, emeğe ve bu ulusun parasına mal olan Korudağ ağaçlandırmasını diğer ağaçlandırmalar gibi anlatabilmek, görmeden tabi ki kolay değil!

Her türlü entansif bakım ve kültür metotlarını kullanarak en yüksek hasılanın en kısa sürede alınması ve Ülkemizdeki odun ihtiyacının kısa zamanda karşılanması öncelikli amaç olan bu ağaçlandırma, günümüzde piyasa şartlarının da sürekli değişiyor olmasına bağlı kalınarak karşımıza farklı yönetim biçimiyle çıkmaktadır. Günümüz pazar şartları da göz önünde tutularak kırk yıl önceki amaca yönelik işletme biçiminin bugün neden düşünülmediği aklımıza ilk gelen soru oluyor Kısık Kule’den Korudağ’ı seyrederken. Üstelik ilk yılların imkânsızlıkları içinde Kahramanmaraş’tan, Antalya’dan gelen fidanların dikildiği günler artık geride kaldı. Fidanlıkları kapatsak da ağaçlandırma sahalarında uygun orijinli ve hatta genetik ıslahları yapılmış fidanların kullanıldığını bilmek, ihtiyacımız olan odunu çok daha kısa idare sürelerinde elde etmemizi mümkün gösteriyor bize.

Orman Ağaçları ve Tohumları Islah Araştırma Müdürlüğünce yürütülen ıslah çalışmaları sonucunda tesis edilen elit ağaçlarla kurulu tohum bahçelerinden (genotipik tohum bahçeleri) elde edilen tohumlardan üretilen fidanlarla yapılan ağaçlandırmalarda, ağaç boyunun sıradan kullanılan tohumlarla yapılan ağaçlandırmalara kıyasla %25 daha uzun, buna bağlı olarak hektardan sağlanacak servetin ise %40 daha fazla olması ülkemizde de entansif ormancılık için tüm şartların hazır olduğu anlamına gelmiyor mu?

Korudağ bir “ilk” daha bekliyor…

Entansif ormancılık için çok uygun bir yer gibi görünen Korudağ niye bir “ilk”e daha imza atmasın?


Yoğun ağaçlandırma mevsimlerini Çanakkale neden hep sadece yangın sonrası ağaçlandırmalarla yaşasın?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir